Sabahattin Ali ve Kuyucaklı Yusuf

Kuyucaklı Yusuf / Sabahattin Ali / Yapı Kredi Yayınları

Sabahattin Ali’yi Kürk Mantolu Madonna kitabıyla tanımıştım. Tabii bildiğiniz Madonna ile bir alakası yoktu kitabın. Ama kalemi çok kuvvetli tasvirleri çok güzel ve içime dokunan bir kitaptı. Ardından içimizdeki Şeytan kitabını okuyunca bu kitabını pek sevmesem de aradan geçen zamanda çok defa Kuyucaklı Yusuf kitabıyla da yüz yüze geldim. Okurum bir ara deyip geçiyordum. Klasikler okumak pek tarzım değildi ama sonunda geçen gün yine bir Kuyucaklı Yusuf geçti elime ve okudum. Hakikatten klasik olacak bir kitapmış. Okuduğuma değdi.

Kitaba geçmeden önce Sabahattin Ali hakkında şöyle bir bakınırken öğrendiğim ve şok olduğum bir bilgiyi daha paylaşayım sizinle.

Bu Sabahattin Ali var ya Atatürk’e hakaretten ceza alıp hepse girmiş ve Sinop’ta hapis yattığı dönemde hepimizin bir ara dilimizden düşürmediğimiz “Aldırma Gönül” diye başlayan şarkının sözlerini oluşturan şiiri yazmış. Ne diyor şiirde “Başın öne eğilmesin, Aldırma gönül aldırma, Ağladığın duyulmasın, Aldırma gönül, aldırma”. Sabahattin Ali  okuduğum bu kitabı olan Kuyucaklı Yusuf’u dönemin Yeni Anadolu gazetesinde köşesinde 15 sayı kadar yazarken ücretini alamayınca yazısını yarım bırakmış. Tam da bu sırada bir arkadaş meclisinde okuduğu Memleketten Haber isimli şiiri Atatürk’e hakaret içerdiği gerekçesi ile hakkında dava açılınca Cumhurbaşkanına ima yoluyla hakaret’ten hüküm giyerek önce Konya’da sonrada Sinop’da cezaevinde kalmış. Cumhuriyet’in onuncu yıl dönümünde çıkarılan Af Kanunu ile de hapisten kurtulmuş. Gel de şok olma…

Tabii öyle Atatürk’e hakaretten hüküm giymek kolay mı? Memurluktan kaydı silinen Sabahattin Ali, yeniden memur olabilmek için çok uğraşmış. Sonuçta memurluğa dönebilmek için bir dilekçe vermiş ve yedi aylık bir inceleme sonucunda kendisinden kanaatlerini değiştirdiğine dair bir kanıt istenmiş. Sabahattin Ali’de “Benim Aşkım” adlı bir şiir yazarak Atatürk’e sevgisini belirttikten sonra dilekçesine “Muvafıktır” yazılmış. İyi şiirmiş ama haa. Haa bu arada Sabahattin Ali’nin ömrü karmakarışık geçip yazarlığı bırakıp ülkeden kaçmak isterken katledilmesi ile son bulmuş. Bu arada bilmediğim ne çok şey varmış.

Gelelim “Kuyucaklı Yusuf” kitabına. İlk olarak 1937 de basılmış bu kitap. En başarılı eseri kabul ediliyormuş. Kuyucaklı Yusuf, adından da anlaşılacağı gibi Kuyucaklı olan ve annesi babası gözlerinin önünde vurularak öldürülen Yusuf’un Kaymakam Selahattin bey tarafından evlatlık olarak alınmasıyla başlıyor. Kitap o dönemin Anadolusunu anlatıyor insana. Dönemin yazarlarının batı hayranlığı ile yazılar kaleme aldığı bir dönemde Anadolu’yu ve insanlarını anlatıyor adeta bizlere.

Gerçi o dönemden bu güne pek bir şey değişmemiş durumda değil mi? Parası olanın adaleti satın aldığı, memurların iş yapmadan para kazandığı, zenginlerin kadın düşkünlüğü, para için yapılan binbir türlü rezilliğin yanı sıra aşkın ve sevdanın para etmediği bir dünya. Ha 1937 ha bugün değişen hiçbir şey yok.

Kitabın 18 sayfasında “ Çocuğun bu metaneti orada bulunanların kalbini parçalıyordu. Zaten, bir felakete sükun ve itidalle tahammül edenlerin manzarası, o felaket için ağlayıp, çırpınanların manzarasından daha korkunç ve ezicidir.” diyerek anlatıyor anne ve babası gözlerinin önünde öldürülen küçücük Yusuf’u. Ne de doğru sözler değil mi?

12 sayfaya geldiğinde ise Yusuf’u evlat edinen Kaymakam Selahattin’i ve evliliğini şu satırlar ile dökmüş yazıya. “Bizim küçük Anadolu şehirlerimizde bu müzmin evlenme hastalığı daima hüküm sürmektedir. En kuvvetliler bile bir iki sene dayanabildikten sonra bu amansız mikroptan yakalarını kurtaramazlar ve kör gibi, önlerine ilk çıkanla evleniverirler. Tabii bu evlenme herhangi bir müşterek hayattan ziyade, erkek için evde bir kadın bulunması; kız için de “münasipçe bir kısmet” varken kaçırılmaması düşünülmüştür. Bu izdivaç mikrobu evlendikten sonra faaliyetine başlar. Evvelce birtakım emelleri olan, yükselmek, kendini göstermek, eser vermek isteyen adamlara bir kalenderlik, bir lakaytlık gelir. Evde meram anlatmaya asla imkân olmayan, seviyesi, ahlak telakkisi, dünyayı görüşü ve itiyatları büsbütün ayrı bir mahlukla daimi bir beraberlik insanı dış hayattan da bedbin yapar ve bütün insanlardan şüpheye düşürür. Evlendikten sonra bir adamın bütün gayesi ve istikbal düşüncesi, bir kere içine girmiş bulunduğu ve şimdi mukadder telakki ettiği bu belayı ses çıkarmadan ve dosta düşmana pek belli etmeden sürükleyip götürmek, onda herkes tarafından söylenen, fakat kimse tarafından bulunamayan meziyetler ve saadetler araştırmaktır.” İşte böyle bir evlilikle Kaymakam Bey ile yolları kesişen Şahinde’nin kitabın ilerleyen sayfalarında öz kızları ile evlenen evlat edindikleri Yusuf’a ettikleri maalesef bugün bile yaşanmaktadır.

Sabahattin Ali 13. Sayfada kız yetiştirmenin ne demek olduğunu da açıklamış aslında “ Anası onu gezmeye götürürken bir saat saçlarını düzeltmeye uğraştığı halde, ne anasının ne de babasının aklına bu kafanın içi ile de bir parça meşgul olmak düşüncesi gelmemişti. Onlar işportaya konan bir elma gibi onu süsleyip temizlemişler, parlatmışlar sonra yağlı bir müşteriye okutmuşlardı. Kız yetiştirmekten de gaye bu değil miydi?”  Kız yetiştirenlerin çokça dikkat etmesi gereken satırlar galiba.

O gün bir fabrikatörün oğlunun bir insan öldürmesini ama ceza almak şöyle dursun saygınlık kazanmasını satırlarına aktaran Sabahattin Ali, paranın satın alabileceği kişileri ve kanunları ortaya koyarken bu gün bile aynı şeylerin yaşandığını duysa ne derdi acaba.

Hele Yusuf’un memur olması ile memurun ne demek olduğunu anlamsına ne demeli; hiçbir işi yapmayan ve yapmadıkları işler için yeni memurlara kapı açan sonuçta ay sonunda maaşını alıp memur unvanı arkasına sığınan insanlara bugün de rastlamıyor muyuz her yerde?

Çokta anlatmak istemem kitabı, alıp okumanız daha güzel aslında. Ama kitabın 167. sayfasında Yusuf’un üvey babası olan Kaymakam beyin ölümü üzerine yerine gelen sahtekâr ve ırz düşmanı yeni kaymakamı en ince ayrıntısına kadar anlattığını da ekleyeyim. Sarı saçlı mavi gözlü Rumelili bu kaymakam tasviri o günlerde pek anlaşılmamış olacak ki bir mahkemeden daha yırtmış Sabahattin Ali.

Özetle; okunası bir kitap

 

Tevfik YAZICILAR

13 Temmuz 2018

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.