Ayşe nin Gökkuşağı

Ayşe nin Gökkuşağı

Önce babasını almışlardı elinden ve şimdide annesini alıyorlardı ve çocukluğunu. İbrahim hücresinde ya sabır diyerek oturduğu uzun gecelerde hep Hümeyra’ sını ve biricik Ayşe’ sini düşünmüştü. Bir gün diyordu kendine, bir gün bitecek bu zulüm. Kendisini götürürlerken kızına dediği gibi gökkuşağının altında yağan yağmurdan sessizce ıslanarak bakacaklardı geleceğe. İbrahim’ in suçu büyüktü belki yıllarca çıkmayacaktı buradan olsun nede olsa bir medreseydi burası. Ama şimdi dayanılmaz olmuştu dört duvar. Hümeyra’ sı da getiriliyordu dört duvar arasına. Ona emanet ettiği kızı Ayşe’ den koparılarak. Ayşe garip Ayşe. Dün yetim bugün öksüz Ayşe. Yaralı yüreğinde babaya hasret Ayşe. Şimdi de annesiz kimsesiz kalacaktı.

Suçları büyüktü Antınöz ailesinin. Rejime karşıydılar bu ülkede. Rejime ve dinlerine. Onlar Kurandan bahsediyorlardı inanıyorlardı ve inandıkları gibi yaşıyorlardı. Hatta ileri gidip ibadet ediyorlardı. Ne büyük suçtu İbrahim için Hümeyra için ve en büyük cezalı Ayşe için.

Evinde namaz kılarken aldılar İbrahim’ i. Dediler ki “sen rejimi yıkmaya çalışan, halkı ayrılığa düşüren, ülke için tehlikeli birisin hatta sen imam hatipliymişsin, canlı bomba olabilirsin veya el-kaide militanı” ve gitti bir güzel yiğit. Sessiz sedasız onlarca polis ve jandarmanın arasında. Sonra haberlerde izledi kendini neler yapmıştı ama.

Kimse mahallenin bakkalına sormadı İbrahim’ i. Bakkal Remzi düşündü durdu sekiz yıllık müşterisini. Vay be dedi vay be. Bizim İbrahim’ mi bu diye geçirdi içinden. Hani minik bir kedi ağacın dalına sıkıştı diye kışın ortasında ağaca tırmanıp düşmeyi göze alarak ona yardım etmeye çalışan. Hani paranın üstümü yanlış verdiğimde tatilini yarıda bırakıp geri gelen ve al bu parayı yanlış vermişsin aman hakkın geçmesin diye geri veren.

Hacer teyzenin yüreği yandı evinde kapısı çalınmayınca. Ama nasıl bekliyordu ufak bir tıkırtıyı kapıda. Zor bela açabildiği radyoyu dinlerken gözyaşları kalbine aktı Hacer teyzenin bir şey diyemedi. Seksen yediye merdiven dayamıştı Hacer teyze zorlu ve yorucu yılları geride bırakarak. Üç oğlu vardı ama vefasızlar diyordu başka bir şey demiyordu. Rahmetli eşinden kalan serveti bitirince hepsi terk etmişti onu. Tek tek gitmişler. Perişan bir haldeyken İbrahim görmüştü onu ve bir eve yerleştirmiş. Her hafta gelip ihtiyacını soruyor ve en önemlisi anne deyip elinden öpüyordu. Ve o İbrahim artık iki haftadır yoktu radyoda duymuştu Hacer teyze İbrahim’ in’ nerede olduğunu.

İbrahim suçlu İbrahim. Ö yurdunda garip İbrahim. Namaz kılarken almışlardı onu. Terörist demişlerdi. Katil demişlerdi. Sorgusuz sualsiz alıp götürmüşlerdi. Manşetlerde yargısızca infaz etmiş cezayı vermişlerdi İbrahim’ e. Nede olsa bir suçlu gerekliydi.

İşyerindeki arkadaşları konuşuyorlardı kendi aralarında Metin yeter artık dedi. Yeter. Dün İbrahim değilmiydi Filistin’ de öldürülen bir çocuğu televizyonda görünce makinasının başında usul usul gözyaşı döken. O değilmiydi müslüman asla cana kıymaz diyen. Şurada Hasan ile kavga ettiğimde bu dünyada kardeşçe yaşamak için yeterince yer var diyerek bizleri birbirine kenetleyen o İbrahim ki yolda yürürken bile karıncayı incitmeyen.

Minik Kemal’ in gözleri yaşlıydı. Babası koştu hemen ne oldu dedi nedir bu halin. Kemal hıçkırıklarla yanıtladı “hocam dedi hocamı tutuklamışlar” Kur’ anı ondan öğreniyordu Kemal on sekiz arkadaşı gibi. Ders alıyorlardı ondan. Bir gün derste Kemal demişti İbrahim, söyle bakalım Müslüman kime düşmandır. Kemal ve arkadaşları akıllarına gelen tüm düşmanları saydığında İbrahim hayır demişti Müslüman’ a düşmanlık yakışmaz. Bizler hayat olmalıyız. Onlar bizde hayat bulmalı. Kemal gözü yaşlı ağlıyordu. Hocamı katil diye almışlar baba severken insanları delice.

Ve bir köpek uludu gecenin yarısında. Ayşe’ nin penceresinin dibinde ve birden tüm köpeklerin uluması. Belki de Ayşe’ ye öyle gelmişti. Topallayarak dolaşan köpek bütün gece ağladı. Sanki kendisini iyileştiren insanın yokluğunu hissediyormuş gibi.

Ayşe annesinin dizleri dibinde, sordu ne yaptı babam. Niye aldılar onu bizden. Hümeyra’ nın sesi kısıldı. İnandığı gibi yaşadı diye döküldü dilinden ve sustu. Eşini düşündü. İslam en büyük değeri size vermiş cenneti ayaklarınızın ayaklarınıza sermiş diyen. Bu güne kadar kendisini el üstünde tutan ve kadın olmanın verdiği tüm şeref ve haysiyetleri kendisine armağan eden İbrahim’ i.

Ve bir anne secdeye kapandı gece yarısından hemen sonra. Yarabbi dedi oğlumu aldılar bugün benden. Hayatını sana adayan, inanan ve inandığını yaşayan oğlumu. Katil dediler, canlı bomba dediler şeriatçı, irticacı dediler. Yarabbi ne mutlu bana. Senin şeriatini yaşayan bir oğula sahibim. Tanıdıklarını senin yoluna çağırdığı için, efendimizin sünnetine uyup sakal bıraktığı için aldılar onu.

Ve avukatın tok sesi duyuldu salonda. Müvekkilim İbrahim iki yıldır mahkemeye çıkarılmayı beklemektedir. Bu güne kadar gazetelerin iftiraları dışında hiçbir belge yoktur. Müvekkilim bugüne kadar hiçbir yasa dışı olaya bulaşmamış, hırsızlık yapmamış, gaspta bulunmamış, banka hortumlamamış hatta baklava bile çalmamıştır. Salonda hafif bir tebessüm rüzgarı esti. Hakim kısık gözlerle İbrahim’ e baktı evet bu oydu. Canlı bomba eylemleriye İstanbul’ u yerle bir eden örgütün lideri İbrahim. Ama hakimi tekrar bakmaya iten bir şey vardı. Evet bu oydu. Almanlar Yahudi katliamı yaparak insanlara insalığı unutturduğu yıllarda hariciyede görev yapan ve yüzlerce Yahudi’ ye Türk kimliyi sağlayarak katliamdan kurtaran arkadaşı Seyfi efendinin biricik oğluydu karşısındaki. Kendi bile kızmıştı Seyfi efendiye sana ne elin Yahudi’ sinden diye. Terörün ve zulmün dini olmaz cevabını almıştı o zaman.

Ve bugün karşısında o Seyfi efendinin oğlu İbrahim eşi Hümeyra ve beraber Kur’ an okudukları, ders yaptıkları altı arkadaşı vardı Malik’ in. Ne zor karardı ya-rabbi. Bir yanda boy boy manşetlerle suçlu edilmiş insanlar. Diğer yanda içi boş dosyalar. Ya cezaları onaylarsın diyordu üsttekiler yada … Boş kalıyordu cümleler. Bir suçlu lazımdı nede olsa. İslami terör demeleri için islamı yaşayan birileri suçlu olmalıydı. Ve suçu islamı yaşamak olanlar suçlanmalıydı. Hakim Malik durdu düşündü ve canı cehenneme dedi ilahlarınızın. Ve kırdı zincirlerini zulmün. Seyfi oğlu İbrahim beraat, Abdullah kızı Hümeyra beraat, … , diye. Sekiz inanmış arkadaşı özgürlüğüne bıraktı. Bir dokuzuncu adliyenin merdivenlerinden inerken bacaklarına sarıldı Hakim Malik’ in. “sağol dede” dedi sessizce küçük Ayşe. Adaletin için sağol. Karşısında sekiz yaşındaki küçük Ayşe’ yi görünce anladı asıl kimi beraat ettirdiğini ve yıldızlar tek tek selam verdi, ağaçlar yapraklarından halı serdi önüne hakim Malik’ in.

Ve İbrahim o gece yağmurun altında gökkuşağını seyretti Ayşe’ si ve Hümeyra’ sıyla Rabbine dua ederek dünyada herkesin yaşayacağı kadar mutluluk ve hüzün var diye geçirdi için sessizce.

Tevfik YAZICILAR

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.