“Ne zaman öleceğim?” İnsanlık tarihinin bu en eski ve sarsıcı sorusu, Serhan Kurşun’un kaleminde şiirsel bir çığlığa, epik bir varoluş mücadelesine dönüşüyor. Gutenberg Yayınları etiketiyle raflardaki yerini alan “Kıyısız Ada”, yaşam ile ölüm arasındaki o ince çizgide yürüyen herkesi, mitolojik bir atmosferin derinliklerine davet ediyor.
Mitolojik Bir Evrende Kendi Hakikatini Aramak
Romanın kahramanı Kostas, küçük yelkenlisiyle uçsuz bucaksız denizlere açılırken aslında yalnızca ölümün zamanını öğrenmek istemiyor; o, benliğinin en karanlık köşelerine doğru bir sefere çıkıyor. Bu yolculuk, Kostas’ı tanrılarla fısıldaşmaya, kendi iç sesinin yankılarıyla boğuşmaya ve varoluşun kadim hakikatleriyle yüzleşmeye zorluyor. Mitolojinin felsefeyle harmanlandığı bu serüvende, bir insanın kendini yeniden inşa etme çabası, adeta modern bir destan gibi şekilleniyor.
Şiirsel Bir Dil, Epik Bir Hesaplaşma
Serhan Kurşun, “Kıyısız Ada”da okuru yalnızca bir hikâyeye ortak etmiyor, aynı zamanda onları kendi iç dünyalarının labirentlerine bırakıyor. Kitabın her satırına sinen şiirsel dil, ölümün soğuk gerçekliğini yaşamın sıcak ve kaotik dokusuyla birleştiriyor. Kostas’ın arayışı, kendi iç yolculuğuna çıkma cesareti gösteren her okur için bir aynaya dönüşüyor: Ölümü öğrenmek mi daha zordur, yoksa yaşadığımız her anın sorumluluğunu taşımak mı?
Kendi İç Yolculuğuna Cesareti Olanlar İçin
Gutenberg Yayınları’nın nitelikli kitaplığından çıkan bu eser, varoluşsal sancıları epik bir kurguyla buluşturuyor. Okuyucuyu cevapsız sorularla ve derin bir farkındalıkla baş başa bırakan “Kıyısız Ada”, kütüphanelerde sıradan bir roman değil, bir “hakikat rehberi” olarak yerini almaya hazır.
İnsan ruhunun kıyısız denizlerinde kaybolmak ve kendini yeniden bulmak isteyenler için bu eşsiz anlatı şimdi tüm kitapçılarda!
Arka kapak
Ne zaman öleceğinizi bilmek ister miydiniz?
Kostas, bu sorunun cevabını bulabilmek için küçük yelkenlisiyle denize açılır. Yolculuğu kısa sürede bir varoluş sancısına, destansı bir serüvene dönüşür.
Kendi varlığının anlamını sorgular; mitolojik tanrılarla konuşur, sustuğunda bile iç sesi yankılanır. Zamanla, arzularla ve erdemle hesaplaşır; benliğiyle yüzleşir.
Sormaktan vazgeçmeyen Kostas, sonunda bambaşka bir hakikatin kapısını aralar ve gördüğü şey; ölümün değil yaşamın ağırlığıdır.
Kostas, acının içinden geçerek kendini yeniden bulmaya çalışırken okur da kendi varoluşuyla yüzleşmeye davet edilir. Kostas’ın yolculuğu, şiirsel dili, felsefi ve mitolojik atmosferiyle bir tragedya gibi akar; antik bir destan havası taşır. Her satırda insan ruhunun en derin sorularına dokunur.
“KOSTAS: Bir Varoluş Yolculuğu”
bir düş kadar büyülü,
bir ağıt kadar kadim,
bir doğum kadar yalın bir anlatıdır.
Kendi iç yolculuğuna çıkmaya cesareti olanlar için…