İstanbul’un Kayıp Hafızası Gün Yüzünde: Revnakoğlu’nun İstanbul’u
İstanbul’un silinmeye yüz tutmuş manevi coğrafyasını, tekke kültürünü ve mahalle hayatının o kendine has dokusunu devasa bir külliyatta birleştiren Cemaleddin Server Revnakoğlu’nun mirası, yayıncılık dünyamız için anıtsal bir adımla geleceğe taşınıyor. Ketebe Yayınları etiketiyle okura sunulan ve sekiz ciltten oluşan “Revnakoğlu’nun İstanbul’u: Suriçi’nden Boğaziçi’ne”, düzenlenen görkemli bir lansmanla tarih ve kültür meraklılarına tanıtıldı.
Prof. Dr. Mustafa Koç’un on yıllara yayılan derviş sabrıyla, binlerce dağınık notu iğneyle kuyu kazar gibi tasnif ederek yayına hazırladığı bu çalışma, şehrin sadece binalardan ibaret olmadığını, her bir mezar taşının ve her bir tekke köşesinin canlı birer şahit olduğunu kanıtlıyor.

Revnakoğlu, “Kundağım dergâhta bağlandı, dergâhta çözüldü” diyerek özetlediği ömrünü; dervişlerin, musikişinasların ve eski İstanbul’un o çok katmanlı atmosferinin içinde geçirmiş, adeta şehrin “mezarlık arşiv uzmanı” haline gelmişti. 1968 yılındaki vefatına kadar Rumelihisarı’ndan Eyüpsultan’a, Fatih’ten Üsküdar’a kadar her karış toprağı adımlayarak okunmamış kitabeleri ve kaydedilmemiş şifahi kültür mirasını notlarına geçirdi.
Bu külliyat, sadece tasavvuf tarihine ışık tutmakla kalmıyor; Yahya Kemal’den Neyzen Tevfik’e, Elmalılı Hamdi Yazır’dan Necmeddin Okyay’a kadar imparatorluğun son büyük seslerini Cumhuriyet dönemine taşıyan hayati bir köprü vazifesi görüyor. Ketebe Yayınları’nın bu prestijli yayını, İstanbul’u hakkıyla kavramak ve şehrin o zengin Türkçesiyle harmanlanmış irfanına nüfuz etmek isteyen herkes için kütüphanelerin başköşesinde yer alacak bir hafıza anıtı niteliğinde.