Evrensel Bir Ütopya mı, Meşruiyet Aracı mı? İnsan Haklarını Kim Öldürdü?
Günümüzde insan hakları, bir başkaldırı söylemi olmaktan çıkıp devletlerin kendi varlıklarını haklı çıkarma aracına mı dönüştü? Uzun yıllar Hacettepe Üniversitesi bünyesinde etik ve insan hakları üzerine çalışmalar yürüten Harun Tepe, zihinleri meşgul eden bu yakıcı soruya felsefi bir derinlikle yanıt arıyor. Yapı Kredi Yayınları (YKY) etiketiyle Cogito dizisinden çıkan “İnsan Haklarını Kim Öldürdü? – İnsan Hakları Eleştirileri Üzerine”, kavramın tarihsel serüvenini ve güncel krizlerini masaya yatırıyor.
Kitap, “insan haklarının sonu”ndan veya “son ütopya” olduğundan söz eden karamsar iddiaların izini sürerken; bu kavramın neden hâlâ vazgeçilmez olduğunu nesnel bir bakışla temellendiriyor. Harun Tepe, insan haklarını sadece hukuki birer metin olarak değil, insan onurunu korumayı amaçlayan en temel “etik ilkeler” olarak konumlandırıyor. Yazara göre insan haklarının ölümü, haklarından yoksun bırakılanların yegâne sesi olan etiğin de ölümü anlamına geliyor. Şeyda Öztürk’ün editörlüğünde hazırlanan bu 184 sayfalık çalışma, okuru baskıya ve eşitsizliğe karşı duran o kadim düşünceyle yeniden bağ kurmaya davet ediyor.
280 TL etiket fiyatıyla raflardaki yerini alan bu eser, sadece hukukçular veya akademisyenler için değil, adalet ve insan onuru üzerine düşünen her birey için sarsıcı bir yüzleşme sunuyor. Toronto Üniversitesi’ndeki araştırma sürecinden süzülüp gelen bu birikim, insan haklarının geleceğine dair umudu felsefi bir zeminde yeniden inşa ediyor. İnsan hakları normlarının neden devrini tamamlamadığını, aksine neden bugün her zamankinden daha çok ihtiyacımız olan bir “pusula” olduğunu anlamak için Harun Tepe’nin bu girişimi hayati bir önem taşıyor.