Beyaz Perdeye Yansıyan Zihin
Işıklar kapandığında beyaz perdeye yansıyan sadece bir film değil, aslında insan zihninin en derin, en mahrem dehlizleridir. Sinemanın o büyüleyici atmosferi ile psikiyatrinin bilimsel derinliğini bir araya getiren “Beyaz Perdeye Yansıyan Zihin”, perdenin bir yansımadan çok, kolektif bilincimizin devasa bir projeksiyonu olduğunu kanıtlıyor. Mustafa Bilici’nin editörlüğünde hazırlanan bu çalışma, izleyiciyi sinema koltuğundan alıp insan ruhunun labirentlerinde sarsıcı bir keşfe çıkarıyor.
Kitap, sinemanın terapötik bir araç olarak kullanımından ruhsal bozuklukların perdedeki cesur temsillerine kadar geniş bir yelpazede, sanatın psikiyatri ile olan kadim ve güçlü bağını inceliyor. Psikanalitik ve fenomenolojik film okumaları üzerinden yönetmen sinemasının psikolojik katmanlarını yeniden tanımlayan eser; otizm, narsisizm, dissosiyatif bozukluklar ve antisosyal kişilik gibi karmaşık klinik olguların sinemadaki izlerini sürüyor. Stanley Kubrick’ten Ingmar Bergman’a, Tarkovski’den Yavuz Turgul’a uzanan dünya ve Türk sinemasının dev isimleri üzerinden yürütülen analizler, filmlerin bilinci ve “öteki” kavramını nasıl inşa ettiğini sarsıcı bir netlikle ortaya koyuyor.
VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY) etiketiyle okurla buluşan bu çalışma, sanatın ve bilimin en güçlü ittifaklarından birini kütüphanelere taşıyor. Kameranın arkasındaki zihni ve perdedeki ruhu merak eden her sinemasever ile ruh sağlığı profesyoneli için benzersiz bir başvuru kaynağı niteliği taşıyan eser, sinemanın insan ruhunu anlamanın en etkili yollarından biri olduğunu hatırlatıyor. Beyaz perdenin ardındaki gerçeklikle yüzleşmek isteyenler için hazırlanan bu derinlikli rehber, şimdi tüm kitapçılarda okurlarını bekliyor.
Kitaptan:
“Bilindiği gibi sinemanın ve psikiyatrinin psikiyatrik rahatsızlıkları ele alış biçimleri arasında belirgin bir farklılık vardır. Bu fark bazen izleyicinin kafasında sinemacılarla psikiyatrların sanki apayrı şeylerden bahsediyormuş izlenimine yol açabilir. Bunun neden böyle olduğu ile ilgili olarak bazı yönetmenlerle yaptığım görüşmeler sonucunda şöyle bir karşılık aldım: “Yönetmenler bilim adamı ya da norm koyucu olmak zorunda değildir. Onlar meseleye daha çok birer sanatçı gibi bakmak durumundadır”. Yine de yanlış bilginin insanların psikiyatri hakkındaki düşüncesini bozacağı yönündeki etik kaygılarımı dile getirdiğimde ise aldığım cevap şu şekilde oldu: “O bizim sorunumuz değil, ortada bir kabahat ya da etik kusur varsa o kusur psikiyatrik hastalıklar hakkında kesin malumat edinmek için filmlere güvenenlerdedir.”
Yazar Hakkında;
1990 yılında Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Tamamladığı psikiyatri uzmanlık eğitiminin ardından (1995) doçent (2000) ve profesör oldu (2012). 2003-2005 yılları arasında İstanbul Haydarpaşa Numune Hastanesi’nde çalıştı. 2005’te Erenköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kurucu başhekim olarak atandı. Erenköy’deki görevi sırasında çalışma arkadaşlarıyla birlikte, psikiyatri asistanlarının eğitiminde sinemanın kullanımının bir program dahilinde gerçekleşmesini sağladı. Çalışma alanları arasında psikoterapiler, uyku bozuklukları ve zihin-beden-çevre ilişkisi ön planda yer almaktadır. Psikiyatride Sinema Sinemada Psikiyatri, Afet Psikolojisi ve Kadın Psikolojisi kitaplarının editörlüğünün ve bölüm yazarlığının yanı sıra çeşitli bilimsel dergilerde yayınlanmış çok sayıda araştırma makalesi bulunmaktadır. Sinema ile psikiyatri ilişkisiyle ilgili makaleleri Başka Dergisi’nde yayınlanmıştır. Halen İstanbul’daki muayenehanesinde klinisyen olarak çalışmakta ve Marmara Üniversitesi, İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi, Psikoloji Bölümünde yönetici ve öğretim üyesi olarak görev yapmaktadır.