Modern Avrupa’nın Gizli Hafızası: Başarı ve Bastırılma
Batı dünyasının Rönesans anlatısı genellikle Antik Yunan ve Roma’nın yeniden keşfi üzerine kuruludur; ancak bu anlatının içinde kasıtlı olarak bırakılmış devasa bir boşluk vardır. VakıfBank Kültür Yayınları (VBKY), bilim ve felsefe tarihine bakışımızı kökten değiştirecek bir başyapıtı okurla buluşturuyor: “Başarı ve Bastırılma”. Dag Nikolaus Hasse’nin kaleme aldığı ve Mehmet Zahit Tiryaki’nin özenli çevirisiyle Türkçeye kazandırılan bu 600 sayfalık dev çalışma, Avrupa modernitesinin inşasında Arapça bilim mirasının oynadığı o kritik ama sistemli bir şekilde gizlenen rolü tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor.
Hasse, Rönesans’ı Arapça eserlerle kurulan ilişki üzerinden iki yönlü ve sarsıcı bir tarihsel süreç olarak tanımlıyor. Bir yanda matbaanın icadıyla birlikte İbn Sînâ, İbn Rüşd ve Râzî gibi dev düşünürlerin tıp, felsefe ve astroloji eserlerinin Avrupa’da ulaştığı muazzam başarı; diğer yanda ise yükselen hümanist akımların ve kilise baskısının bu otoriteleri nasıl “dışsallaştırdığı” anlatılıyor. Kitap, bir başarı hikâyesinden trajik bir unutuşa uzanan bu süreci; üniversite müfredatlarından Latince çeviri tekniklerine, hatta sinameki gibi tıbbi bitkiler etrafında dönen teknik tartışmalara kadar uzanan somut belgelerle kanıtlıyor.
“Başarı ve Bastırılma”, sadece felsefi bir tartışma sunmakla kalmıyor, Avrupa’nın kendi entelektüel biyografisini yazarken Doğu’nun mirasını nasıl bir “bilinçli bastırma” operasyonuna tabi tuttuğunu da analiz ediyor. Modern Avrupa kültürünün oluşumundaki bu belirleyici ama görünmez kılanan rolü yeniden keşfetmek isteyenler için bu yapıt, felsefe kitaplığının en iddialı ve sarsıcı duraklarından biri olarak VBKY raflarında yerini aldı.
Kitaptan:
“Bu kitabın temel amacı, Rönesans ve modern polemiklerin ötesine geçerek Arapça bilimler ve felsefenin Rönesans’taki gerçek etkisini değerlendirmektir… Arapça düşüncenin alımlanması açısından çift taraflı bir olgu olarak Rönesans’a dair kavrayışımızı geliştirmektir. Rönesans bir yandan çeşitli Arapça geleneklerin etkilerinin zirvesine ulaştığı bir dönemdir, öte yandan Rönesans, Batı’nın Arapça mirası unutmaya ve hatta etkin bir şekilde bastırmaya başladığı bir dönemdir… Bu çalışma boyunca, Rönesans bilginlerinin ne yapmaya niyetli olduklarına dair söylediklerine değil, gerçekte ne yaptıklarına vurgu yapılmaktadır. Onlar teknik detaylarda Arapça bilimsel teorileri kullanıp benimsemişler midir, benimsememişler midir? Yine onlar etkin bir şekilde Arapça bilimlerin dağılımını artırmaya ya da azaltmaya çalışmışlar mıdır? Arapça teorileri benimsemenin ya da bir kenara atmanın içsel, bilimsel nedenleri nelerdir ve Rönesans’ta bu tür teorilerin ortaya çıkması ya da kaybolmasıyla bağlantılı kazançlar ve kayıplar nelerdir? Bu teknik çalışmalar temelinde, Arapça öğrenmenin Rönesans kültüründeki rolünü tanımlamak mümkün olacaktır. Çalışma aynı zamanda Rönesans’ta Arapça bilimin alımlanmasının sosyal arka planıyla ve özellikle de bu alımlamaya dâhil olan çeşitli figürlerin entelektüel ve sosyal çevreleriyle de ilgilenmektedir.”
Yazar Hakkında;
1969 Bremen doğumlu oryantalist ve felsefe tarihçisi. Araştırmaları İslam felsefesi ve doğa bilimi ile bunların Latin Avrupa’daki etkilerine yoğunlaşan 15. ve 16. yüzyıllarda felsefe, tıp ve astroloji üzerindeki bu etkinin zirvesini ve kademeli olarak sona ermesini incelediği Success and Suppression: Arabic Sciences and Philosophy in the Renaissance (2016) adlı kitabıyla tanınmaktadır. Hasse, iki düşünürle özellikle meşgul olmuştur: İbn Sînâ (Avicenna’s ‘De anima’ in the Latin West, 2000) ve İbn Rüşd (Averroes). Würzburg araştırma ekibiyle birlikte, klasik İslam bilginlerinin ve onların Latince çevirmenlerinin kelime dağarcığını dijital bir sözlük olan Arabic and Latin Glossary (2009’dan bu yana) üzerinden erişilebilir hâle getirmektedir. Yönettiği Ptolemaeus Arabus et Latinus edisyon projesi, 2.-16. yüzyılların astronomi ve astroloji tarihiyle ilgilidir. Würzburg Üniversitesi’nde Profesör olarak çalışmalarına devam eden ve Bavyera Bilimler Akademisi’nin üyesi olan Hasse, 2016 yılında Gottfried Wilhelm Leibniz Ödülü’ne layık görülmüştür.