×

Mehtap Karakaya’dan “Konstantiniyye’nin Gökyüzü”

Konstantiniyye’nin Gökyüzü

Mehtap Karakaya’dan “Konstantiniyye’nin Gökyüzü”

Tarihi Gerçeklik ve Fantastik Kurgunun Büyülü Buluşması: Mehtap Karakaya’dan “Konstantiniyye’nin Gökyüzü”

Türkiye’de edebiyat dünyasında nadir rastlanan tarihi-fantastik kurgu türüne cesur ve dikkat çekici bir giriş yapan yazar Mehtap Karakaya’nın ilk romanı “Konstantiniyye’nin Gökyüzü”, Parola Yayınları etiketiyle raflardaki yerini aldı. Zaman yolculuğu, saray entrikaları ve imkânsız bir aşk üçgeninde şekillenen eser, tarihsel gerçeklik ile fantastik unsurları duygusal bir dille harmanlayarak okurları yüzyıllar öncesine uzanan sürükleyici bir serüvene davet ediyor.

Bir Minyatürle Değişen Yazgı ve 1494 Konstantiniyye’si

Roman, günümüz İstanbul’unda yaşayan ve hayatını sanat eserlerini korumaya adamış genç bir küratör olan Leyla’nın hikâyesiyle kapılarını açıyor. Geçmişi her zaman müze vitrinlerinin arkasından güvenli bir mesafeyle izlemeye alışmış olan Leyla’nın hayatı, gizemli bir minyatüre dokunmasıyla tamamen altüst oluyor. Bu tek bir anlık dokunuş ve zamansal temas, onu 500 yıl öncesine, gökyüzünün daha parlak ve ışıl ışıl olduğu 1494 yılının Konstantiniyye’sine savuruyor. Kendini bir anda Osmanlı sarayının sert siyasi dengeleri, taht kavgaları ve tehlikeli entrikalarının tam ortasında bulan Leyla için bu yolculuk, sadece bir zaman kayması değil; kader, fedakârlık ve büyük bir yüzleşmenin başlangıcı oluyor.

Konstantiniyyenin-Gokyuzu-2 Mehtap Karakaya’dan “Konstantiniyye’nin Gökyüzü”

İmparatorluğun Gölgesinde İmkânsız Bir Aşk: Şehzade Selim

Leyla’nın 15. yüzyıl Konstantiniyye’sindeki yolu, tarihin ilerleyen yıllarında “Yavuz” unvanıyla tahta çıkacak olan sert mizaçlı genç Şehzade Selim ile kesiştiğinde hikâyenin duygusal ve felsefi boyutu derinleşiyor. Leyla yalnızca bu karizmatik şehzadeye kalbini kaptırmakla kalmıyor, aynı zamanda geleceğin tarihsel akışını bilen biri olarak ağır bir vicdani sorumlulukla baş başa kalıyor. Romanda, tarihin kitaplarda yazdığı sert yüzlü hükümdar ile Leyla’nın bizzat tanıyıp bağ kurduğu genç adam arasındaki insani çelişkiler başarıyla işleniyor.

“Bir insan sevdiği kişinin kaderini değiştirebilir mi, yoksa bazı hikâyeler en başından beri tek bir mutlak sonla mı yazılmıştır?” sorusunun peşinden giden roman; aşk ile sorumluluk, özgür irade ile kader arasındaki ince çizgiyi sorguluyor. Leyla’nın, kalbinin sesini dinleyip sevdiği adamın yazgısını değiştirmek ile tarihin olduğu gibi yazılmasına izin vermek arasında yapacağı seçim, zamanın tek yönlü akmayan bir nehir olduğunu gözler önüne seriyor.

Yayımlandığı ilk günden itibaren özellikle sosyal medyada ve edebiyat platformlarında okurlar tarafından yoğun övgüler alan eserin sarsıcı ve ters köşe final bölümü büyük yankı uyandırıyor. Parola Yayınları’nın özenli baskısıyla edebiyatseverlere sunulan “Konstantiniyye’nin Gökyüzü”, başlangıcın sonun içine saklandığı, bazı aşkların önce sona varıp sonra başladığı büyülü bir zaman yolculuğu vadediyor.


Altsayfa sitesinden daha fazla şey keşfedin

Subscribe to get the latest posts sent to your email.